M. Atilla Öner'in dünya ve Türkiye'de gündemdeki konular hakkındaki görüşleri
25 Haziran 2018 Pazartesi
12 Ekim 2005 - Özelleştirme ve Yabancı Sermaye Hakkında Kaygı
TV'ye yansıyan konuşmasında Sn Başbakanımız yabancı sermaye ve özelleştirme
konusunda getirilen eleştirilere cevap verdi. Ama, cevabı vatandaşların kaygılarının nasıl yönetileceği ve/veya giderileceği konusunda bilgilendirici değildi.
Bir itiraz/eleştiri yabancı sermayenin ülkemize katkı yapıp yapmayacağının tartışılmasını içeriyor. Burada öne çıkan en önemli nokta çok güzel işler yapılıyor olsa bile, bazı hallerde yabancı sermayenin "ödemeler dengesi sorunu"na yol açacak olması.
Şirket değerlemelerinde kullanılan yöntemlerden biri, gelecek 7 yıllık kârın toplamının bugünkü şirket değeri olduğunu varsayar. Eğer, yeni sahipleri tüm kârı transfer ederlerse 7 yıl sonra peşin ödedikleri (eğer peşin ödendiyse) ve yurda gelen miktarı yurt dışına transfer etmiş olacaklar. 8. yıldan itibaren aynı uygulama devam ederse ödemeler dengesi eksi yönde etkilenecek.
Eğer, "kâr transferi" dışında firmanın yıllık
"A = ihracat - ithalat - yabancı çalışan maaşlarının bir kısmı" eksi oluyorsa ödemeler dengesi yine eksi yönde etkilenecek. Soru "bu nasıl yönetilebilir?".. Çünkü, mevcut anlayışa göre ödemeler dengesinin açık vermesi olumsuz değerlendiriliyor... Ülke risk notunu olumsuz etkiliyor...
13 Ekim 2005 - Değişim Fırsatı Kaçırılacak Gibi
Medyaya yansıyan "AB Müzakareleri Organizasyonu" atanmışların ve seçilmişlerin "AB Değişim Projesi"ni ıskalamak üzere olduklarına işaret ediyor.
Başmüzakereciye ve diğer müzakere heyetlerine sekreterya hizmetini AB Genel Sekreterliği vermeli. Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki AB Genel Müdürlüğü tüm ekibiyle AB Genel Sekreterliği bünyesine katılmalı... AB Daimî Temsilciliği de AB Genel Sekreterliği'ne bağlanmalı. Aslında böyle bir yapıyla AB Genel Sekreterliği de "AB İşleri Bakanlığı"na dönüştürülmeli ve Sn Babacan "AB İşleri Bakanı" olmalı... Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı görevini Başbakan Yardımcısı Sn Şener üstlenmeli...
Müzakere sürecinin açıklanan 3 ayağı: Kopenhag kriterlerine uyum, müktesabata uyum ve AB iletişim grubu faaliyetleri, "bilgi - insan - sistem - organizasyon" boyutlarındaki değişimlerin yaygın katılımla tanımlanması, planlanması ve uygulanmasını mutlaka içermeli. "AB İşleri Bakanlığı" bu projelerin koordinatörlüğünü, kontrolünü yapan bir "proje ofisi" olarak çalışmalı... Yaşayacaklarımız, "dosya açılması, dosya kapanması"nı aşacak şekilde planlanmalı ve uygulanmalı...
Birbirinden bağımsız "kurtarılmış bölgelerde çalışma alışkanlığına sahip" bürokrasimizde gerçek değişim için müzakere sürecinin çok farklı yönetilmesi gerekiyor. Yüzlerce, binlerce projenin yürütüleceği bir döneme girmeliyiz.... Bu projeler geleneksel bürokrasi yaklaşımıyla yönetilemez...
29 Eylül 2005 - DPT Hatada Israr Ediyor!
9. Kalkınma Planı (2007 - 2013) çalışmalarına başlayan DPT eski planlardaki uygulama hatalarına devam ediyor. Bundan önceki planların özel ihtisas komisyonlarının çalışmalarının yurt geneline niçin yayılamadığını irdelemeyen DPT aynı metodda ısrar ediyor.
Kamu kaynakları kullanılarak yine kimsenin paylaşmadığı raporlar hazırlanacak. DPT yine kendi aklına göre bu raporların içinden alıntılar yapıp TBMM'ye anlamsız bir rapor sunacak... Ve Türkiye plan çalışmasını "dostlar alışverişde görsün" anlayışıyla tamamlayacak... Ve biz gazetelerde planların gerçekleşme oranının %2 olduğunu okuyacağız. Ama, Japonya, ulusal uzgörü çalışmalarındaki gerçekleşmede %50yi aşıyor...
DPT'nin yapması gereken il bazında yaygın katılımla hazırlanacak gelecek senaryolarından hareketle arzu edilen geleceğin nasıl gerçekleştirilebileceğini yurt genelinde tartıştırtmak olmalı...
Önerdiğimiz yeni yaklaşımı makalemizde dünyaya duyurduk.
M. Atilla Öner, Özcan Sarıtaş, "A Systems Approach to Policy Analysis and
Development Planning - Construction Sector in the Turkish Five-Year Development
Plans", Technological Forecasting and Social Change, vol 72, no 7, 886 - 911,
2005.
http://www.maoner.com/makaleler.htm sayfasında ulaşabilirsiniz.
Ama, DPT öğrenmemek de ısrar ediyor...
Neden?
14 Eylül 2005 - Medya Mensuplarına Öneri
Medya mensuplarına bir deney öneriyorum:
Tüm TV/Radyo programlarında ve gazete haber ve köşe yazılarında "negatif enerji yüklemeden" işin yerine getirilmesini sağlayalım.
Bakalım sorunlarımızı çözmek yönünde attığımız adımlarda ne değişiklikler yaşanacak?
1 ay kısa bir süre olabilir...
Hissedilir/görülür bir fark da yaşanabilir...
10 Mayıs 2018 Perşembe
3 Mayıs 2018 Perşembe
14 Nisan 2018 Cumartesi
Değersiz Olmak
Hiç bir değeri olmayan, dünya üzerinde hiç bir anlamı olmayan kişilerin psikolojik bozukluk ve dengesizlikleri üzerinde düşünmek yararlı olur. Anlamsız ve etkisiz davranışlarla varlıklarına anlam kazandırma çabaları nafile.
4 Nisan 2018 Çarşamba
İthalat Vergisi ve İhracat Teşviği
İthalattan alınan vergiyi kim ödüyor?
İhracata verilen teşviklerden kim yararlanıyor?
İhracata verilen teşviklerden kim yararlanıyor?
3 Nisan 2018 Salı
23 Şubat 2018 Cuma
"Kader" nedir?
Rachel Cusk: "Fate is merely the reverbation of other people's will, a tale scripted not by some universal storyteller but by people who would elude justice for as long as their actions were met with resignation rather than outrage."
18 Şubat 2018 Pazar
28 Ağustos 2017 Pazartesi
KANUN HAZIRLAMA ve ÇIKARMANIN SAĞLIKLI YOLU - 10 Mayıs 2004
Yeni Türk Ceza Kanunu tasarısının son iki maddesi kabul edilmeden komisyona geri çekilmesi ile başlayan tartışma ortamını değerlendirmeye çalışırken yaptığım araştırmaya göre mevcut hukuk fakültelerimizde “tasarı/teklif hazırlama ve kanunlaştırmanın adımları”nı içeren ve tartışan bir ders yok imiş.
“Sağlıklı bir şekilde kanun hazırlamanın adımları ne olmalı?” sorusunun cevaplarını aramayı öneriyorum. Bu cevapları, beklenen Avrupa Birliği üyeliğimiz nedeniyle AB normlarına uygun vermeliyiz. AB ülkelerinde kullanılan prensipler ile süreç aşamalarına dayanarak aşağıdaki önerileri yapmak istiyorum.
5 Prensip
Kalite düzeyi yüksek kanun hazırlamak ve çıkarmak için 5 prensibe dikkat edilmesi gerekiyor:
1. Şeffaflık: Kanun yapma süreci açık, basit ve vatandaş tarafından izlenebilir ve anlaşılır olmalı.
2. Benimseme: Kanunun gerekli olduğu bakanlar, TBMM, uygulayıcılar, genel kamuoyu tarafından kabul edilmeli.
3. Hedef odaklı olmak: Çözülmek istenen toplumsal soruna odaklanılmalı, yan etkiler en aza indirgenmeli.
4. Tutarlılık: Kanun hazırlama ve çıkarma sürecinin adımları tüm kanunlar için aynı ve bilinir olmalı.
5. Orantılı olmak: Kanunî düzenlemeyle getirilen çözüm, soruna orantılı olmalı; sadece gerçekten ihtiyaç var ise yeni kanun çıkarılmalı.
Kanun Hazırlama ve Çıkarma Sürecinin Aşamaları
AB bünyesinde kanun hazırlama ve çıkarma süreci 5 aşamadan oluşuyor.
Aşama 1: Ön Hazırlık
1. Tüm bakanlar ile bakanlıkların hukukçuları başlangıçta sürece dahil edilmeli. Her bakanlıkta “Mevzuat Etkilerini İnceleme Birimi” proje ekibi olarak bulunmalı. Bu ekip TBMM “Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı” ile yakın temas halinde olmalı.
2. AB Komisyonu ve diğer paydaşlarla düzenli ve yakın temasta bulunulmalı.
3. Hazırlık çalışması, Bakanlıklar ve AB Genel Sekreterliği ile koordine edilmeli.
4. Eğer kanun tasarısı şekilleniyorsa, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra uygulanmasının etkileri (maliyet ve yararlar) )(Ön Etki Değerlendirme Raporu) üzerinde düşünülmeye başlanmalı. “Kanun çıkarmamanın bu konuda niçin yetersiz kalacağı” belirlenmeli. Etki değerlendirme raporlarının sahibi ve takipçisi konuyla ilgili ana komisyon olmalı.
5. Kanun taslağının hazırlanması için gerekecek tüm araçlara (eğitim, AB birimlerinden yönlendirme ve destek) sahip olunması sağlanmalı.
Aşama 2: Tasarının İrdelenmesi
1. Şekillenmekte olan tasarı metni dikkatle incelenmeli; hukukçular devreye sokulmalı.
2. Hükümet içi ve dışı danışma süreci başlatılmalı.
3. “Geçici Etki Değerlendirme Raporu”na göre öncelikler belirlenmeli.
4. Etkilenecek bireylerin ihtiyaçları belirlenmeli.
5. Üçüncü sektör kuruluşları ve diğer partiler ile görüşmeler yapılmalı; gerekiyorsa Brüksel’de lobicilik faaliyetleri yapılmalı.
Aşama 3: Tasarının Kabulünün Pazarlığı
1. Açık ve gerçekçi öncelikler belirlenmeli. “Kesin Etki Değerlendirme Raporu” içeriği üzerinde tüm paydaşlarla (bakanlıklar, Brüksel, üçüncü sektör kuruluşları) anlaşma sağlanmalı.
2. Tasarının gerekçesi, danışma süreci sonunda belirlenen kuvvetli argümanları içermeli.
3. Üzerinde anlaşabilmek amacıyla metinde belirsizlik bulunmasından kesinlikle kaçınılmalı. Metindeki tanımların anlamlarının mümkün olduğunca açık olması sağlanmalı.
4. Amaçların gerçekleşmesine katkı yapmak üzere AB üyesi ülkelerin yetkilileriyle görüşülmeli.
Aşama 4: Kanunun Uygulanması
1. Kanunun “az” veya “çok” uygulanmasından kaçınılmalı.
2. Bakanlar için uygulamadaki seçenekler ve riskleri hakkında detaylı bir rapor hazırlanmalı.
Aşama 5: Kanunun Uygulanmasının İzlenmesi
1. Yeni kanunun uygulanmasının izlenmesi unutulmamalı.
2. Bakanların, kanunun uygulanmasındaki sapmalar hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanmalı.
3. Basitleştirme veya değiştirmenin gerekip gerekmediği değerlendirmesi yapılmalı.
Türkiye’de Durum
AB üyeliğine hazırlanan Türkiye’mizde TBMM ve hükümet, kanun yapma ve çıkarma süreci üzerinde mutlaka yeniden düşünmeli. Gazete ve TV programlarına yansıyan haberler ışığı altında yukarıdaki süreci değerlendirirsek, bir dizi noktada hata ve eksiklik belirleyebiliyoruz. 5 prensibe de uyulmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Yukarıdaki süreç adımlarına daha önce ulaşılmaması, ulaşıldıysa adımlara uyulmaması üzüntü verici. Öğrenen toplum olmamızın yolu, hataya yol açan süreç adımlarında iyileştirme yapmaktan geçiyor.
“Sağlıklı bir şekilde kanun hazırlamanın adımları ne olmalı?” sorusunun cevaplarını aramayı öneriyorum. Bu cevapları, beklenen Avrupa Birliği üyeliğimiz nedeniyle AB normlarına uygun vermeliyiz. AB ülkelerinde kullanılan prensipler ile süreç aşamalarına dayanarak aşağıdaki önerileri yapmak istiyorum.
5 Prensip
Kalite düzeyi yüksek kanun hazırlamak ve çıkarmak için 5 prensibe dikkat edilmesi gerekiyor:
1. Şeffaflık: Kanun yapma süreci açık, basit ve vatandaş tarafından izlenebilir ve anlaşılır olmalı.
2. Benimseme: Kanunun gerekli olduğu bakanlar, TBMM, uygulayıcılar, genel kamuoyu tarafından kabul edilmeli.
3. Hedef odaklı olmak: Çözülmek istenen toplumsal soruna odaklanılmalı, yan etkiler en aza indirgenmeli.
4. Tutarlılık: Kanun hazırlama ve çıkarma sürecinin adımları tüm kanunlar için aynı ve bilinir olmalı.
5. Orantılı olmak: Kanunî düzenlemeyle getirilen çözüm, soruna orantılı olmalı; sadece gerçekten ihtiyaç var ise yeni kanun çıkarılmalı.
Kanun Hazırlama ve Çıkarma Sürecinin Aşamaları
AB bünyesinde kanun hazırlama ve çıkarma süreci 5 aşamadan oluşuyor.
Aşama 1: Ön Hazırlık
1. Tüm bakanlar ile bakanlıkların hukukçuları başlangıçta sürece dahil edilmeli. Her bakanlıkta “Mevzuat Etkilerini İnceleme Birimi” proje ekibi olarak bulunmalı. Bu ekip TBMM “Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı” ile yakın temas halinde olmalı.
2. AB Komisyonu ve diğer paydaşlarla düzenli ve yakın temasta bulunulmalı.
3. Hazırlık çalışması, Bakanlıklar ve AB Genel Sekreterliği ile koordine edilmeli.
4. Eğer kanun tasarısı şekilleniyorsa, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra uygulanmasının etkileri (maliyet ve yararlar) )(Ön Etki Değerlendirme Raporu) üzerinde düşünülmeye başlanmalı. “Kanun çıkarmamanın bu konuda niçin yetersiz kalacağı” belirlenmeli. Etki değerlendirme raporlarının sahibi ve takipçisi konuyla ilgili ana komisyon olmalı.
5. Kanun taslağının hazırlanması için gerekecek tüm araçlara (eğitim, AB birimlerinden yönlendirme ve destek) sahip olunması sağlanmalı.
Aşama 2: Tasarının İrdelenmesi
1. Şekillenmekte olan tasarı metni dikkatle incelenmeli; hukukçular devreye sokulmalı.
2. Hükümet içi ve dışı danışma süreci başlatılmalı.
3. “Geçici Etki Değerlendirme Raporu”na göre öncelikler belirlenmeli.
4. Etkilenecek bireylerin ihtiyaçları belirlenmeli.
5. Üçüncü sektör kuruluşları ve diğer partiler ile görüşmeler yapılmalı; gerekiyorsa Brüksel’de lobicilik faaliyetleri yapılmalı.
Aşama 3: Tasarının Kabulünün Pazarlığı
1. Açık ve gerçekçi öncelikler belirlenmeli. “Kesin Etki Değerlendirme Raporu” içeriği üzerinde tüm paydaşlarla (bakanlıklar, Brüksel, üçüncü sektör kuruluşları) anlaşma sağlanmalı.
2. Tasarının gerekçesi, danışma süreci sonunda belirlenen kuvvetli argümanları içermeli.
3. Üzerinde anlaşabilmek amacıyla metinde belirsizlik bulunmasından kesinlikle kaçınılmalı. Metindeki tanımların anlamlarının mümkün olduğunca açık olması sağlanmalı.
4. Amaçların gerçekleşmesine katkı yapmak üzere AB üyesi ülkelerin yetkilileriyle görüşülmeli.
Aşama 4: Kanunun Uygulanması
1. Kanunun “az” veya “çok” uygulanmasından kaçınılmalı.
2. Bakanlar için uygulamadaki seçenekler ve riskleri hakkında detaylı bir rapor hazırlanmalı.
Aşama 5: Kanunun Uygulanmasının İzlenmesi
1. Yeni kanunun uygulanmasının izlenmesi unutulmamalı.
2. Bakanların, kanunun uygulanmasındaki sapmalar hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanmalı.
3. Basitleştirme veya değiştirmenin gerekip gerekmediği değerlendirmesi yapılmalı.
Türkiye’de Durum
AB üyeliğine hazırlanan Türkiye’mizde TBMM ve hükümet, kanun yapma ve çıkarma süreci üzerinde mutlaka yeniden düşünmeli. Gazete ve TV programlarına yansıyan haberler ışığı altında yukarıdaki süreci değerlendirirsek, bir dizi noktada hata ve eksiklik belirleyebiliyoruz. 5 prensibe de uyulmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Yukarıdaki süreç adımlarına daha önce ulaşılmaması, ulaşıldıysa adımlara uyulmaması üzüntü verici. Öğrenen toplum olmamızın yolu, hataya yol açan süreç adımlarında iyileştirme yapmaktan geçiyor.
9 Haziran 2017 Cuma
Birleşik Krallık Haziran 2017 Seçim Sonuçları
8 Haziran 2017 günü gerçekleşen seçimlerde tek partinin mutlak çoğunluk sağlamaması güzel bir gelişme.
Demokrasinin sağlıklı işlemesi, partiler arasındaki bağımlılığa bağlı.
Demokrasinin sağlıklı işlemesi, partiler arasındaki bağımlılığa bağlı.
26 Mart 2017 Pazar
DÜNDE TAKILI KALANLAR
Nüfusun büyük bir kısmı dünde takılı kalmış.
Bugüne geçemiyor.
Bugünü yaşamadığı için yarını düşünemiyor.
Yarın olmayınca ertesi gün de yok.
Gelecek yok.
Geleceği düşünemeyen,
dünde takılı kalmış kişi
dünyadaki yaşamla kavgalı.
Akıl ve mantıkla savaş halinde.
Onları bugüne nasıl taşırız?
Bugüne geçemiyor.
Bugünü yaşamadığı için yarını düşünemiyor.
Yarın olmayınca ertesi gün de yok.
Gelecek yok.
Geleceği düşünemeyen,
dünde takılı kalmış kişi
dünyadaki yaşamla kavgalı.
Akıl ve mantıkla savaş halinde.
Onları bugüne nasıl taşırız?
11 Kasım 2016 Cuma
BÜMED VE DEMOKRATİK KATILIM...Aralık 1997
19 yıl öncesinden bir yazı...
M. Atilla Öner’78
BÜMED Denetleme Kurulu Başkanı, Aralık 1997
E-posta aracılığıyla derneğimiz hakkında çeşitli konuların tartışılmasını çok olumlu buluyorum. Hele, üyemiz olmayan mezunlarımızın derneğimiz hakkındaki düşüncelerini e-posta aracılığıyla bizlerle paylaşmaları çok güzel bir gelişme. Tüm mezunlarımızın “kuvvetli demokrasi” yaklaşımı içinde camiamızın sorunlarıyla ilgilenmesi Denetleme Kurulu üyelerini mutlu etmektedir.
“Üyelik ve toplumsal sorumluluk” konularında üyelerini eğiten demokratik dernek, aktif üyelerinin yarattığı ve kontrol ettiği “kuvvetli demokrasi”yi mümkün kılar. Toplumsal sorumluluğun yol açtığı aktif üyelik, bireylerin kişisel çıkarlarını “ortak menfaatin” oluşması amacıyla dönüştürmelerine yol açar. Kuvvetli demokrasinin tanımlanmasında kritik olan kavramlar eylem, süreç, öz-yönetim, yaratmak ve dönüşümdür.
Zayıf demokrasi çatışmayı bastırırken ve yok ederken, kuvvetli demokrasi, çatışmayı dönüştürür. Fikir ayrılığı, yakınlaşma fırsatına dönüşür. Kişisel çıkar, camianın ortak menfaatinin tanımlanmasının bir aracına dönüşür.
Kuvvetli demokraside camia, katılım sayesinde gelişir ve bireylerin katılımını mümkün kılar. Katılım, bireyleri camia menfaatini ve adaleti düşünmeleri konusunda eğitir.
Kuvvetli demokrasi, üyeleri “birlikte düşünmeye ve davranmaya” zorlar. Üye, tanımı gereği “biz”i ön plana çıkarır. “Biz” olarak düşünmek, çıkarların nasıl algılandığının sürekli dönüştürülmesidir. Kuvvetli demokraside, politika, bireyin tanımlanmasını sağlayan katılımdır; aktif üyelik bir yaşam tarzıdır.
1992 yılında başlayan çalışmalarla, BÜMED Yönetim Kurulları kuvvetli demokrasinin BÜMED’de yeşermesine çalışmıştır. Fakülte ve bölüm bazındaki Sınıf Sekreterleri organizasyonu ve periyodik olarak yapılan Sınıf Sekreterleri Toplantıları bu amacı taşımaktadır. Ne mutlu bize ki, bugüne kadar hiç bir Yönetim Kurulu katılımı engelleyici bir davranış sergilememiştir.
Mezunlarımızı üye olmaya, üyelerimizi de aktif katılımla birlikte yükümlülüklerini yerine getirmeye davet ediyorum.
6 Eylül 2016 Salı
Ekim 2004 - KANUN HAZIRLAMA ve ÇIKARMANIN SAĞLIKLI YOLU
Yeni Türk Ceza Kanunu tasarısının son iki maddesi kabul edilmeden komisyona geri çekilmesi ile başlayan tartışma ortamını değerlendirmeye çalışırken yaptığım araştırmaya göre mevcut hukuk fakültelerimizde tasarı/teklif hazırlama ve kanunlaştırmanın adımlarını içeren ve tartışan bir ders yok imiş.
“Sağlıklı bir şekilde kanun hazırlamanın adımları ne olmalı?” sorusunun cevaplarını aramayı öneriyorum. Bu cevapları, beklenen Avrupa Birliği üyeliğimiz nedeniyle AB normlarına uygun vermeliyiz. AB ülkelerinde kullanılan prensipler ile süreç aşamalarına dayanarak aşağıdaki önerileri yapmak istiyorum.
5 Prensip
Kalite düzeyi yüksek kanun hazırlamak ve çıkarmak için 5 prensibe dikkat edilmesi gerekiyor:
1. Şeffaflık: Kanun yapma süreci açık, basit ve vatandaş tarafından izlenebilir ve anlaşılır olmalı.
2. Benimseme: Kanunun gerekli olduğu bakanlar, TBMM, uygulayıcılar, genel kamuoyu tarafından kabul edilmeli.
3. Hedef odaklı olmak: Çözülmek istenen toplumsal soruna odaklanılmalı, yan etkiler en aza indirgenmeli.
4. Tutarlılık: Kanun hazırlama ve çıkarma sürecinin adımları tüm kanunlar için aynı ve bilinir olmalı.
5. Orantılı olmak: Kanunî düzenlemeyle getirilen çözüm, soruna orantılı olmalı; sadece gerçekten ihtiyaç var ise yeni kanun çıkarılmalı.
Kanun Hazırlama ve Çıkarma Sürecinin Aşamaları
AB bünyesinde kanun hazırlama ve çıkarma süreci 5 aşamadan oluşuyor.
Aşama 1: Ön Hazırlık
1. Tüm bakanlar ile bakanlıkların hukukçuları başlangıçta sürece dahil edilmeli. Her bakanlıkta “Mevzuat Etkilerini İnceleme Birimi” proje ekibi olarak bulunmalı. Bu ekip TBMM “Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı” ile yakın temas halinde olmalı.
2. AB Komisyonu ve diğer paydaşlarla düzenli ve yakın temasta bulunulmalı.
3. Hazırlık çalışması, Bakanlıklar ve AB Genel Sekreterliği ile koordine edilmeli.
4. Eğer kanun tasarısı şekilleniyorsa, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra uygulanmasının etkileri (maliyet ve yararlar) )(Ön Etki Değerlendirme Raporu) üzerinde düşünülmeye başlanmalı. “Kanun çıkarmamanın bu konuda niçin yetersiz kalacağı” belirlenmeli. Etki değerlendirme raporlarının sahibi ve takipçisi konuyla ilgili ana komisyon olmalı.
5. Kanun taslağının hazırlanması için gerekecek tüm araçlara (eğitim, AB birimlerinden yönlendirme ve destek) sahip olunması sağlanmalı.
Aşama 2: Tasarının İrdelenmesi
1. Şekillenmekte olan tasarı metni dikkatle incelenmeli; hukukçular devreye sokulmalı.
2. Hükümet içi ve dışı danışma süreci başlatılmalı.
3. “Geçici Etki Değerlendirme Raporu”na göre öncelikler belirlenmeli.
4. Etkilenecek bireylerin ihtiyaçları belirlenmeli.
5. Üçüncü sektör kuruluşları ve diğer partiler ile görüşmeler yapılmalı; gerekiyorsa Brüksel’de lobicilik faaliyetleri yapılmalı.
Aşama 3: Tasarının Kabulünün Pazarlığı
1. Açık ve gerçekçi öncelikler belirlenmeli. “Kesin Etki Değerlendirme Raporu” içeriği üzerinde tüm paydaşlarla (bakanlıklar, Brüksel, üçüncü sektör kuruluşları) anlaşma sağlanmalı.
2. Tasarının gerekçesi, danışma süreci sonunda belirlenen kuvvetli argümanları içermeli.
3. Üzerinde anlaşabilmek amacıyla metinde belirsizlik bulunmasından kesinlikle kaçınılmalı. Metindeki tanımların anlamlarının mümkün olduğunca açık olması sağlanmalı.
4. Amaçların gerçekleşmesine katkı yapmak üzere AB üyesi ülkelerin yetkilileriyle görüşülmeli.
Aşama 4: Kanunun Uygulanması
1. Kanunun “az” veya “çok” uygulanmasından kaçınılmalı.
2. Bakanlar için uygulamadaki seçenekler ve riskleri hakkında detaylı bir rapor hazırlanmalı.
Aşama 5: Kanunun Uygulanmasının İzlenmesi
1. Yeni kanunun uygulanmasının izlenmesi unutulmamalı.
2. Bakanların, kanunun uygulanmasındaki sapmalar hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanmalı.
3. Basitleştirme veya değiştirmenin gerekip gerekmediği değerlendirmesi yapılmalı.
Türkiye’de Durum
AB üyeliğine hazırlanan Türkiye’mizde TBMM ve hükümet, kanun yapma ve çıkarma süreci üzerinde mutlaka yeniden düşünmeli. Gazete ve TVlere yansıyan haberler ışığı altında yukarıdaki süreci değerlendirirsek, bir dizi noktada hata ve eksiklik belirleyebiliyoruz. 5 prensibe de uyulmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Yukarıdaki süreç adımlarına daha önce ulaşılmaması, ulaşıldıysa adımlara uyulmaması üzüntü verici. Öğrenen toplum olmamızın yolu, hataya yol açan süreç adımlarında iyileştirme yapmaktan geçiyor.
Ekim 2004 - KANUN HAZIRLAMA ve ÇIKARMANIN SAĞLIKLI YOLU
Yeni Türk Ceza Kanunu tasarısının son iki maddesi kabul edilmeden komisyona geri çekilmesi ile başlayan tartışma ortamını değerlendirmeye çalışırken yaptığım araştırmaya göre mevcut hukuk fakültelerimizde tasarı/teklif hazırlama ve kanunlaştırmanın adımlarını içeren ve tartışan bir ders yok imiş.
“Sağlıklı bir şekilde kanun hazırlamanın adımları ne olmalı?” sorusunun cevaplarını aramayı öneriyorum. Bu cevapları, beklenen Avrupa Birliği üyeliğimiz nedeniyle AB normlarına uygun vermeliyiz. AB ülkelerinde kullanılan prensipler ile süreç aşamalarına dayanarak aşağıdaki önerileri yapmak istiyorum.
5 Prensip
Kalite düzeyi yüksek kanun hazırlamak ve çıkarmak için 5 prensibe dikkat edilmesi gerekiyor:
1. Şeffaflık: Kanun yapma süreci açık, basit ve vatandaş tarafından izlenebilir ve anlaşılır olmalı.
2. Benimseme: Kanunun gerekli olduğu bakanlar, TBMM, uygulayıcılar, genel kamuoyu tarafından kabul edilmeli.
3. Hedef odaklı olmak: Çözülmek istenen toplumsal soruna odaklanılmalı, yan etkiler en aza indirgenmeli.
4. Tutarlılık: Kanun hazırlama ve çıkarma sürecinin adımları tüm kanunlar için aynı ve bilinir olmalı.
5. Orantılı olmak: Kanunî düzenlemeyle getirilen çözüm, soruna orantılı olmalı; sadece gerçekten ihtiyaç var ise yeni kanun çıkarılmalı.
Kanun Hazırlama ve Çıkarma Sürecinin Aşamaları
AB bünyesinde kanun hazırlama ve çıkarma süreci 5 aşamadan oluşuyor.
Aşama 1: Ön Hazırlık
1. Tüm bakanlar ile bakanlıkların hukukçuları başlangıçta sürece dahil edilmeli. Her bakanlıkta “Mevzuat Etkilerini İnceleme Birimi” proje ekibi olarak bulunmalı. Bu ekip TBMM “Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı” ile yakın temas halinde olmalı.
2. AB Komisyonu ve diğer paydaşlarla düzenli ve yakın temasta bulunulmalı.
3. Hazırlık çalışması, Bakanlıklar ve AB Genel Sekreterliği ile koordine edilmeli.
4. Eğer kanun tasarısı şekilleniyorsa, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra uygulanmasının etkileri (maliyet ve yararlar) )(Ön Etki Değerlendirme Raporu) üzerinde düşünülmeye başlanmalı. “Kanun çıkarmamanın bu konuda niçin yetersiz kalacağı” belirlenmeli. Etki değerlendirme raporlarının sahibi ve takipçisi konuyla ilgili ana komisyon olmalı.
5. Kanun taslağının hazırlanması için gerekecek tüm araçlara (eğitim, AB birimlerinden yönlendirme ve destek) sahip olunması sağlanmalı.
Aşama 2: Tasarının İrdelenmesi
1. Şekillenmekte olan tasarı metni dikkatle incelenmeli; hukukçular devreye sokulmalı.
2. Hükümet içi ve dışı danışma süreci başlatılmalı.
3. “Geçici Etki Değerlendirme Raporu”na göre öncelikler belirlenmeli.
4. Etkilenecek bireylerin ihtiyaçları belirlenmeli.
5. Üçüncü sektör kuruluşları ve diğer partiler ile görüşmeler yapılmalı; gerekiyorsa Brüksel’de lobicilik faaliyetleri yapılmalı.
Aşama 3: Tasarının Kabulünün Pazarlığı
1. Açık ve gerçekçi öncelikler belirlenmeli. “Kesin Etki Değerlendirme Raporu” içeriği üzerinde tüm paydaşlarla (bakanlıklar, Brüksel, üçüncü sektör kuruluşları) anlaşma sağlanmalı.
2. Tasarının gerekçesi, danışma süreci sonunda belirlenen kuvvetli argümanları içermeli.
3. Üzerinde anlaşabilmek amacıyla metinde belirsizlik bulunmasından kesinlikle kaçınılmalı. Metindeki tanımların anlamlarının mümkün olduğunca açık olması sağlanmalı.
4. Amaçların gerçekleşmesine katkı yapmak üzere AB üyesi ülkelerin yetkilileriyle görüşülmeli.
Aşama 4: Kanunun Uygulanması
1. Kanunun “az” veya “çok” uygulanmasından kaçınılmalı.
2. Bakanlar için uygulamadaki seçenekler ve riskleri hakkında detaylı bir rapor hazırlanmalı.
Aşama 5: Kanunun Uygulanmasının İzlenmesi
1. Yeni kanunun uygulanmasının izlenmesi unutulmamalı.
2. Bakanların, kanunun uygulanmasındaki sapmalar hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanmalı.
3. Basitleştirme veya değiştirmenin gerekip gerekmediği değerlendirmesi yapılmalı.
Türkiye’de Durum
AB üyeliğine hazırlanan Türkiye’mizde TBMM ve hükümet, kanun yapma ve çıkarma süreci üzerinde mutlaka yeniden düşünmeli. Gazete ve TVlere yansıyan haberler ışığı altında yukarıdaki süreci değerlendirirsek, bir dizi noktada hata ve eksiklik belirleyebiliyoruz. 5 prensibe de uyulmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Yukarıdaki süreç adımlarına daha önce ulaşılmaması, ulaşıldıysa adımlara uyulmaması üzüntü verici. Öğrenen toplum olmamızın yolu, hataya yol açan süreç adımlarında iyileştirme yapmaktan geçiyor.
29 Şubat 2016 Pazartesi
Kıbrıs, Irak, AB Üyeliği Meseleleri Üzerine - Ocak 2004
Avrupa Birliği'nin şu anda bizlerin pek anlamadığımız izlenimini edindiğim bir yaklaşımıyla gündeme aldığı 1 Mayıs 2004 tarihi, Kıbrıs Adası hakkında düşünmemizi ve tarihteki olayları hatırlamamızı gerekli kılıyor.
İTALYA - OSMANLI - İNGİLTERE
Akdeniz'deki Yunan yerleşim merkezleri İtalyan şehir devletlerinin kontrolünde iken, dönemin davranışlarına uygun olarak 1570 yılında Venediklilerden alınan Kıbrıs Adası'nı Osmanlı Devleti'nin 4 Haziran 1878 tarihinde İngilizlere hangi zorlamalar sonucunda ve nasıl bıraktığını hatırlamamız gerekiyor.
ELE GEÇİRME MODELİ
1964-1967 yıllarında Kıbrıs Adası'nda yaşananlar, Osmanlı Devleti'ni parçalamak isteyen Batı ve Orta Avrupa ülkeleri ile Rusya'nın Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ, Lübnan, Suriye, Mısır'da sonuçlandırdıkları, ama 1893 - 1914 arası Ermeniler ve 1984 - 2002 arasında Kürtler için sonuçlandıramadıkları bir modele uyuyor:
1. Farklılığı vurgula, geliştir.
2. Karışıklık çıkar, kanlı çatışmalara yol aç.
3. Merkezî yönetimin müdahalesini engelle ve kendi güçlerini gönder.
4. Araziyi merkezden ayır.
Türkiye Cumhuriyeti, 1974 müdahalesini niçin yaptı? Müdahale edilmeseydi, yukarıdaki modele göre Kıbrıs Adası'ndaki Türk toplumu adadan atılacak ve Ada Yunanistan'ın parçası olacaktı. Bunu Türkiye Cumhuriyeti niçin engelledi?
Hangi "Demokrasi ve Hürriyet" kavramları bu davranışı eleştirebilir?
PAYLAŞIM MODELİ ve UÇUK BİR SENARYO
Osmanlı topraklarının paylaşımında göz önüne alınan denge prensibine göre, örneğin, Avusturya-Macaristan Bosna-Hersek'i işgal ederken, Rusya'nın Bulgaristan'ı, İtalya'nın Kuzey Afrika'yı, Fransa'nın Suriye'yi kontrol etmesine diğerleri ses çıkarmıyor.
Bugün, bizim dışımızda yapılmış bir anlaşma ile, İngiltere (daha sonra AB) Basra bölgesini, AB Kıbrıs'ı, ABD Kuzey Irak'ı kendi kontrollerine almak istiyorlarsa, ve bu pazarlığın parçası olarak, DEHAP'ın %65 - 70 oy aldığı bölgelerdeki Kürtler ile Kuzey Irak'taki Kürtler - Romanya'nın ortaya çıkışında kullanılan yöntem ile (Eflak ve Boğdan Beyliklerinin aynı kişiyi başlarına seçmeleri) - Türkiye'nin Güneydoğu Bölgesi'nden seçilmiş bir belediye başkanını (!) kendi yöneticileri seçerlerse ve birleşme isterlerse "AB üyeliği kıskacına alınmış" Türkiye "Irak'taki ABD askerleri varlığı" ile ne yapacak?..
İNGİLTERE, FRANSA, RUSYA VE TÜRKİYE
İngiltere, Kıbrıs Adası'nda hangi demokratik değerlere göre üs bulundurabiliyor?
Fransa, neye dayanarak Endonezya'nın dibinde ve Orta Amerika'da topraklara sahip?
Rusya, Gürcistan'daki üslerini boşaltmak için nasıl 500 milyon $ isteyebiliyor?
Geçen yüzyıllardan kalan emperyalist güçlerine dayanarak..
Türkiye'nin AB üyeliğini çok istiyor olması, Türkiye üzerinde hangi oyunların oynanabileceğini düşünmemizi engellememeli.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

