25 Haziran 2018 Pazartesi

12 Ekim 2005 - Özelleştirme ve Yabancı Sermaye Hakkında Kaygı



TV'ye yansıyan konuşmasında Sn Başbakanımız yabancı sermaye ve özelleştirme
konusunda getirilen eleştirilere cevap verdi. Ama, cevabı vatandaşların kaygılarının nasıl yönetileceği ve/veya giderileceği konusunda bilgilendirici değildi.

Bir itiraz/eleştiri yabancı sermayenin ülkemize katkı yapıp yapmayacağının tartışılmasını içeriyor. Burada öne çıkan en önemli nokta çok güzel işler yapılıyor olsa bile, bazı hallerde yabancı sermayenin "ödemeler dengesi sorunu"na yol açacak olması.

Şirket değerlemelerinde kullanılan yöntemlerden biri, gelecek 7 yıllık kârın toplamının bugünkü şirket değeri olduğunu varsayar. Eğer, yeni sahipleri tüm kârı transfer ederlerse 7 yıl sonra peşin ödedikleri (eğer peşin ödendiyse) ve yurda gelen miktarı yurt dışına transfer etmiş olacaklar. 8. yıldan itibaren aynı uygulama devam ederse ödemeler dengesi eksi yönde etkilenecek.

Eğer, "kâr transferi" dışında firmanın yıllık
"A = ihracat - ithalat - yabancı çalışan maaşlarının bir kısmı" eksi oluyorsa ödemeler dengesi yine eksi yönde etkilenecek. Soru "bu nasıl yönetilebilir?".. Çünkü, mevcut anlayışa göre ödemeler dengesinin açık vermesi olumsuz değerlendiriliyor... Ülke risk notunu olumsuz etkiliyor...

13 Ekim 2005 - Değişim Fırsatı Kaçırılacak Gibi



Medyaya yansıyan "AB Müzakareleri Organizasyonu" atanmışların ve seçilmişlerin "AB Değişim Projesi"ni ıskalamak üzere olduklarına işaret ediyor.

Başmüzakereciye ve diğer müzakere heyetlerine sekreterya hizmetini AB Genel Sekreterliği vermeli. Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki AB Genel Müdürlüğü tüm ekibiyle AB Genel Sekreterliği bünyesine katılmalı... AB Daimî Temsilciliği de AB Genel Sekreterliği'ne bağlanmalı. Aslında böyle bir yapıyla AB Genel Sekreterliği de "AB İşleri Bakanlığı"na dönüştürülmeli ve Sn Babacan "AB İşleri Bakanı" olmalı... Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı görevini Başbakan Yardımcısı Sn Şener üstlenmeli...

Müzakere sürecinin açıklanan 3 ayağı: Kopenhag kriterlerine uyum, müktesabata uyum ve AB iletişim grubu faaliyetleri, "bilgi - insan - sistem - organizasyon" boyutlarındaki değişimlerin yaygın katılımla tanımlanması, planlanması ve uygulanmasını mutlaka içermeli. "AB İşleri Bakanlığı" bu projelerin koordinatörlüğünü, kontrolünü yapan bir "proje ofisi" olarak çalışmalı... Yaşayacaklarımız, "dosya açılması, dosya kapanması"nı aşacak şekilde planlanmalı ve uygulanmalı...

Birbirinden bağımsız "kurtarılmış bölgelerde çalışma alışkanlığına sahip" bürokrasimizde gerçek değişim için müzakere sürecinin çok farklı yönetilmesi gerekiyor. Yüzlerce, binlerce projenin yürütüleceği bir döneme girmeliyiz.... Bu projeler geleneksel bürokrasi yaklaşımıyla yönetilemez...

29 Eylül 2005 - DPT Hatada Israr Ediyor!


9. Kalkınma Planı (2007 - 2013) çalışmalarına başlayan DPT eski planlardaki uygulama hatalarına devam ediyor. Bundan önceki planların özel ihtisas komisyonlarının çalışmalarının yurt geneline niçin yayılamadığını irdelemeyen DPT aynı metodda ısrar ediyor.

Kamu kaynakları kullanılarak yine kimsenin paylaşmadığı raporlar hazırlanacak. DPT yine kendi aklına göre bu raporların içinden alıntılar yapıp TBMM'ye anlamsız bir rapor sunacak... Ve Türkiye plan çalışmasını "dostlar alışverişde görsün" anlayışıyla tamamlayacak... Ve biz gazetelerde planların gerçekleşme oranının %2 olduğunu okuyacağız. Ama, Japonya, ulusal uzgörü çalışmalarındaki gerçekleşmede %50yi aşıyor...

DPT'nin yapması gereken il bazında yaygın katılımla hazırlanacak gelecek senaryolarından hareketle arzu edilen geleceğin nasıl gerçekleştirilebileceğini yurt genelinde tartıştırtmak olmalı...
Önerdiğimiz yeni yaklaşımı makalemizde dünyaya duyurduk.

M. Atilla Öner, Özcan Sarıtaş, "A Systems Approach to Policy Analysis and
Development Planning - Construction Sector in the Turkish Five-Year Development
Plans", Technological Forecasting and Social Change, vol 72, no 7, 886 - 911,
2005.
http://www.maoner.com/makaleler.htm sayfasında ulaşabilirsiniz.

Ama, DPT öğrenmemek de ısrar ediyor...
Neden?

14 Eylül 2005 - Medya Mensuplarına Öneri



Medya mensuplarına bir deney öneriyorum:
Tüm TV/Radyo programlarında ve gazete haber ve köşe yazılarında "negatif enerji yüklemeden" işin yerine getirilmesini sağlayalım.

Bakalım sorunlarımızı çözmek yönünde attığımız adımlarda ne değişiklikler yaşanacak?

1 ay kısa bir süre olabilir...
Hissedilir/görülür bir fark da yaşanabilir...

14 Nisan 2018 Cumartesi

Değersiz Olmak

Hiç bir değeri olmayan, dünya üzerinde hiç bir anlamı olmayan kişilerin psikolojik bozukluk ve dengesizlikleri üzerinde düşünmek yararlı olur. Anlamsız ve etkisiz davranışlarla varlıklarına anlam kazandırma çabaları nafile.